Her yıl aynı sahne.
Kağıtlara yazılan dilekler, gül.
Ağaçların altına gömülen umutlar.
Yakılan ateşler ve içten içe "fısıldanan cümleler, inşallah olur."
Peki gerçekten neyin olmasını istiyoruz?
Hıdırellez, anlatıldığı gibi sadece bir bahar ritüeli değil.O, insanın en saf haliyle bir şeyleri değiştirme arzusu. Ama burada rahatsız edici bir gerçek var:
Biz çoğu zaman değişmek istemiyoruz, sadece değişmiş gibi hissetmek istiyoruz.
Dilek dilemek kolaydır.
Zor olan, o dileğin sorumluluğunu taşımaktır.
Bir ev isteyen, o ev için neyi göze alır?
Aşk isteyen gerçekten sevmeye hazır mıdır?
Bolluk isteyen, hayatının konfor alanından çıkabilir mi?
Hıdırellez gecesi insanlar dileklerin yazarken aslında kendilerine bir söz verirler. Ama ertesi gün o kağıt toprağın altında kalır. sözler ise çoğu zaman havada.
İşte mesele tam olarak burada başlar.
Çünkü insanların en büyük yanılgısı istemekle hak etmek arasındaki mesafeyi yok saymaktır.
Oysa hayat, dileklerle değil bedel ödeyebilenlerle ilerler.
Belki de bu yıl bir dilek ağacının altına kağıt gömmek değil bir karar almak daha mantıklı olabilir.
Çünkü bazı dilekler toprağa değil, cesareti ekilir…
































Yorum Yazın