Demokrasi ile yönetilen ülkelerde seçimler seçmen için bir mücadele zamanıdır. Seçme ve seçilme hakkını kullanarak yaşadığı düzeni değiştirmek adına idari makamlara gelmek veya temsilcilerini getirmek için var gücüyle çalışır. Hele ki adaysa emeğini, bilgisini, zamanını, parasını, çevresini kısacası her şeyini ortaya koyar. Ülkemiz de demokrasi ile yönetilen bir ülke ve farklı siyasi görüşe sahip vatandaşlarımız seçimlerde iktidara gelmek veya iktidardaysa iktidarda kalmak için mücadele ediyor.
Yerel seçimlerde büyükşehir belediyeleri de dahil olmak üzere belediyelerin çoğunluğunu CHP kazandı. Ancak bu seçim zaferi yürütülen soruşturmalar, organize suç çetesi suçlamaları ve seçimle gelen başkanların tutuklanması ile büyük bir darbe aldı. Her kesimden sürece tepki sesleri yükselse de burada asıl sorun CHP’li başkanlara ve belediyelere karşı yapılan operasyonlar değil uzun yılladır belediyeleri yöneten AKP’li başkanların hiçbirine karşı dişe dokunur bir soruşturma yürütülmemesidir. AKP’li belediyeler tabiri caiz ise ismet sıfatına mı haizdir, hiçbirinde yolsuzluk, rüşvet, adam kayırma yok mudur? CHP’ye yöneltilen suçlamaların haklı olup olmadığına girmiyoruz ancak iktidarın haklı olması adil olduğunu göstermemektedir.
Hangi parti mensubu olursanız olun böylesi eşitliğe aykırı, adaletsiz bir durum karşısında tepki vermemeniz mümkün değildir. Zaten CHP Genel Başkanının özel ve gündem olması gereken mitingleri sıradan bir parti çalışmasına dönüştürmesi, her güne bir miting yapılır hale getirmesi seçmenini teskin etmek içindir ve neredeyse artık sayıları hatırlanmayacak hale gelmiştir. CHP seçmeninin teskin olması en fazla AKP-MHP iktidarının işine gelmektedir; bu sebepledir ki aleyhlerine en ufak bir yazıyı, söylemi ve eylemi engelleyen, bunu yapanların yedi sülalesini pişman eden bu iktidar CHP mitinglerinin önünü açmaktadır.
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi sebebi ile artık genel seçim sonuçlarının bir hükmü kalmamıştır. Cumhurbaşkanlığı seçimini %51 kazanan tüm idareyi ele geçirmektedir. Cumhurbaşkanı olan kişi bakanlarını bile milletvekili seçilenlerin içerisinden seçmek zorunda değildir. Bir kişinin seçilmesi, seçilmeyen/seçilemeyen/seçilemeyecek olan insanların bir araya gelip ülkeyi idare etmesinin önünü açmaktadır. Meclis mi? Meclis sadece eski sistem devam ediyor zannedilsin diye açık tutulan bir kurum haline gelmiştir. Eskiden az bir milletvekili sayısına bile sahip olsanız icraatları etkileyip yön verebilirken şimdi esameniz bile okunmuyor. İstediğiniz kadar debelenin, en can alıcı konular da dahil olmak üzere her türlü talep ve teklifiniz “AKP ve MHP oylarıyla reddedildi” denilip geçilip gidiyor.
Genel seçimlerin bir hükmü olmadığını görüp yerel seçimi bir umut olarak gören, siyasi tarihe bakıp “Belediyeleri alalım bu adımla iktidara geliriz.” diyen seçmen artık yerel seçim sonuçlarının, ezici galibiyetlerin bile hükümsüz olduğunu gördü. Tabiri caiz ise alın terleri ile aldıkları belediyeler soruşturmalar, tutuklamalar ve ahlak dışı transferlerle bir bir ellerinden kayıp gidiyor.
Seçmenin siyasetten bir umudu kalmadı. Birçok kişiden “Seçsek ne olacak ki?” cümlesini duymaya başladık. Bu durum kısa vadede AKP-MHP iktidarının işine gelse de uzun vadede ülkeyi çıkmaza sokacaktır. Siz insanoğluna bir umut vermezseniz o umudu yanlış yerlerde, kişilerde, oluşumlarda arayabilir, yaşanılan durumda da emperyalistlerin oyuncağı haline gelebilir. Bunu birçok ülkede gördük, iç karışıklıkların nelere mal olduğuna, nerelere vardığına, ne acılara sebep olduğuna şahit olduk. Hele ki ülkemiz siyonistlerin ve emperyalistlerin hedefindeyken bu umutsuzluğun nelere sebep olabileceğini görmemiz gerekiyor.
Milletinden kopmuş, fil dişi kulelere çekilmiş, insanını düşünmeyen, insanını sadece oy deposu olarak gören AKP-MHP iktidarı gitmelidir, yerine ise yağmurdan kaçarken doluya tutulduk dedirtmeyecek yönetimler gelmelidir. Bu iktidarın gitmesi için en başta Anayasamıza göre ikiden fazla seçilemeyecek olan Cumhurbaşkanımızın seçime girmemesi sağlanmalıdır. Birçok hukukçu gibi şahsi kanaatim bir önceki seçime de girememesi gerektiğidir. “Düzen değişti yeni sistem geldi hadi sil baştan” deyip Cumhurbaşkanlığında geçirdiği dönemlerin sayısını ha bire sıfırlarsak bunun sonunu alamayız. Yeni bir değişiklik yapılmayacağının bir garantisi var mı, her bir değişiklikte “bunları saymayız” mı denilecek? Bir önceki seçimde seçime girme hakkı olmadığı bilindiği halde buna itiraz etmek yerine “Sandıkta göndereceğiz” denildi ve tabii ki gönderilemedi.
Şu anda seçmenin umudunu yeşertecek tek şey erken seçim değil tam tersi zamanında seçim yapılarak Recep Tayyip Erdoğan’ın seçime girememesidir. Seçmen yeni bir 5 yıllık AKP-MHP iktidarındansa az daha dayanmayı tercih eder. İstediğiniz kadar bittiler, gidecekler deyin tüm sisteme hâkim olan ve ABD’nin desteğini alan bir iktidardan bahsediyoruz; kabul etmek istemesek de Erdoğan’ın tanınırlığı, gücü ve etkisi karşısına çıkarılan her adaydan daha fazla olacaktır. Ayrıca son dakikada ülke güvenliği, istikrar, operasyon söylemlerine sebep olacak seçim zamanı ortaya çıkan olayları da hesaba katmıyoruz.
Her şeyin sonucunda çok üzgünüz ki muhalefetten de hiçbir umudumuz olmadığı gibi tam tersine ne yapıp edip, iktidarın ne kadar geç karar almasına bakmadan erken seçim kararı alıp Erdoğan’ın önünü açacaklar.
Bizlerin sadece iktidarı değil, muhalefeti de hesapsız bir şekilde milletine hizmet eder hale getirmemiz gerekiyor. Aksi takdirde daha önce defalarca gördüğümüz üzere iktidarın el değiştirmesi milletimizin hayrına hiçbir anlam ifade etmiyor.






























Yorum Yazın