telenews
EĞİTİM İLAN
turksanayi
Ankara
DOLAR44.7315
EURO52.668
ALTIN6844.5
Seyit ERMACİT

Seyit ERMACİT

Mail: [email protected]

Balıklar ve Karıncalar

"Sular yükseldiğinde balıklar karıncaları 
sular çekildiğinde karıncalar balıkları yer."

İlk Duyduğumuzda bunu basit bir doğa kuralı gibi düşünebiliriz.
Oysa mesele bundan ibaret değildir.
Çünkü bu hikâye, güçlü olanın kim olduğundan çok…
gücün nasıl oluştuğuyla ilgilidir.

Hayatta da, siyasette de en büyük yanılgı tam burada başlar.
Biz çoğu zaman gücü kişilere yazarız.
Birilerini doğuştan güçlü, birilerini çaresiz sanırız.

Oysa çoğu zaman güç dediğimiz şey, kişinin kendisinden çok, içinde bulunduğu şartların ürünüdür.
Ve o şartlar değiştiğinde, güçlü olan da değişir.

Bugün çok güçlü görünen yapılar, bazen sadece uygun zeminin üzerinde durduğu için güçlü görünür.
Ekonominin akışı değişir, toplumun ruh hali değişir, adalet duygusu sarsılır…
Bir bakarsınız dün yenilmez görünenler çözülmeye başlamış.

Bir bakarsınız dün sesi çıkmayanlar konuşmaya başlamış.
Demek ki mesele yalnızca kişiler değildir.
Mesele, onları taşıyan zemindir.

Bu yüzden hayatta da siyasette de roller sabit değildir.
Dün susan konuşur.
Dün çoğunluk olan dağılır.
Dün yalnız kalan büyür.

Bazen balık güçlü görünür, bazen karınca.
Ama belirleyen çoğu zaman ne balıktır ne karınca…
içinde bulunulan şartlardır.

Ve belki de bütün hikâye burada düğümlenir:

Çünkü bu hikâyede asıl güçlü olan balık ya da karınca değil…
suyu ne zaman çekileceğine karar verendir.
Asıl soru da budur zaten:
Suyu kim kontrol ediyor?
Belki de biz, çoğu zaman
balıkla karıncayı konuşurken…

suyun nasıl değiştiğini hiç fark etmiyoruz.
Oysaki Orta Doğu'da Bir Bataklık Netanyahu,

Yahudilerin Musa’sı, Harun’u veya bekledikleri Mehdisi değil, onların olsa olsa Samiri’sidir.

Halkını saptıran, dünyayı sona koşturan, inancı değil gücü ve hırsı yücelten bir adamdır. 

Hz. Musa döneminde Samiri, altından bir buzağı yaparak Allah’a yönelmiş olan İsrailoğullarını o buzağıya tapmaya çağırmıştı. Netanyahu da bugün aynı yolu izliyor; Hz Musa’nın kavmini doğruya davet ettiği, Allah katından indirilen Tevrat'a değil, dünya insanlığını yok edecek kendi sapkın inancı olan Siyonist kabalaya göre yönlendiriyor.  

Samiri dedi ki: “Ben onların görmediklerini gördüm; elçinin izinden bir avuç aldım ve onu attım. Nefsim bana bunu hoş gösterdi.” İşte Netanyahu da aynı şekilde nefsinin peşinde gidiyor, Allah’a değil kendi sapkın ve tüm insanlığı yok edecek ihtiraslarına uyuyor.  

Tarih boyunca bu azgınlıkların sonu hep sürgün, felaket ve yokluk olmuştur. Kudüs’ten Babil’e, Babil’den Roma’ya kadar her sapkın isyanların sonu yıkımla bitmiştir. Osmanlı, 1492’de Engizisyon’un ateşinden kaçan Yahudilere kapılarını açtı, onları zulümden kurtardı. II. Bayezid’in merhameti sayesinde ölümden kurtulan bu halk, yüzyıllarca Osmanlı himayesinde yaşadı. 

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra da Yahudiler dünyada mazlum olarak görüldü, soykırımı yaşayan bir halk olarak sahiplenildi. Fakat Netanyahu gibiler ve onun temsil ettiği Siyonist zihniyet, bu sahiplenmeyi yerle bir etti. Çünkü bugün İsrail’in Filistinliler ve İran'a attığı her bomba, yıktığı her ev, öldürdüğü her çocuk, sadece Yahudi halkının itibarını da yerle bir ediyor. Artık dünya onları soykırıma uğramış mazlum değil, soykırım yapan gözü dönmüş zalimler olarak görüyor.  
 “Biz istiyoruz ki, yeryüzünde ezilenlere lütufta bulunalım, onları önderler yapalım, onları varis kılalım.” Bu açık bir uyarıdır: Allah mazlumun yanındadır, zalimi ise mühlet verip sonra cezalandırır. Netanyahu her saldırıyla kendini ve halkını felakete, Allah’ın azabına biraz daha yaklaştırıyor.  

Şanlıurfa Siverek'te 16 öğrencimize ve Kahramanmaraş Onikişubat İlçesi’nde bir ortaokulda yaşanan kanli saldırıda
Hayatını kaybeden 9 vatandaşımız, kardeşlerimize 
Allah'tan rahmet, her iki olayda yaralanan kardeşlerimize acil şifalar diliyoruz. 
Kederli ailelerimizin milletimizin başı sağolsun.

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar