eminevim
Ankara
DOLAR44.7315
EURO52.668
ALTIN6844.5
Orhan ERGEZER

Orhan ERGEZER

Mail: [email protected]

Harran’daki KPSS Olayı

Asıl mesele 392 adayın yeniden sınava girmesi değildir.

ÖSYM’nin mevzuata aykırı sınav uygulaması tespiti, tartışmayı 30 dakikalık gecikmenin çok ötesine taşıyor. Şimdi cevaplanması gereken soru şu: Harran Üniversitesi Osmanbey Kampüsü’nde sınav günü tam olarak ne yaşandı ve sınav güvenliği hangi noktada aksadı?

6 Eylül 2026’da gerçekleştirilen KPSS Lisans Genel Yetenek-Genel Kültür oturumunun Şanlıurfa’daki Harran Üniversitesi Osmanbey Kampüsü ayağında yaşananlar, ilk bakışta bir ulaşım problemi gibi görünüyordu.

Kampüs bağlantı yolunda meydana gelen kaza nedeniyle trafik aksadı. Çok sayıda aday sınav binalarına ulaşmakta güçlük çekti. Bunun üzerine sınavın başlangıç saati 10.15’ten 10.45’e alındı.

Buraya kadar anlatılan hikâye olağanüstü bir durum karşısında alınmış idari bir tedbirden ibaret görülebilir.

Fakat ÖSYM’nin 16 Eylül’de yaptığı açıklama dosyanın niteliğini değiştirdi.

ÖSYM, Osmanbey Kampüsü’nde bulunan 150 sınav salonunun 22’sinde, toplam 392 adaya yönelik 'mevzuat hükümlerine aykırı sınav uygulamaları' gerçekleştirildiğinin tespit edildiğini açıkladı ve bu adaylar için eşdeğer sınav yapılmasına karar verdi.

İşte asıl mesele burada başlıyor.

Çünkü artık ortada yalnızca sosyal medyada dolaşan bir iddia bulunmuyor. Sınavı düzenleyen kurumun kendi incelemesi sonucunda tespit ettiği bir mevzuata aykırılık var.

Fakat bu tespitin doğal olarak ikinci bir sorusu bulunuyor:

Tam olarak ne oldu?

Daha önemlisi:

Neden oldu?

30 dakikalık gecikmeye takılıp kalmak, asıl dosyayı kaçırmak olur

Kamuoyundaki tartışmanın önemli bölümü sınavın 30 dakika geç başlamasına odaklandı.

Oysa 30 dakikalık değişiklik, dosyanın en kolay açıklanabilecek kısmı.

Trafik kazası yaşandı.

Ulaşım aksadı.

Adayların mağduriyet yaşamaması için sınav başlangıç saati değiştirildi.

Bunların tamamı kayıtlarla ortaya konulabilir.

Asıl araştırılması gereken ise bu kararın uygulamada hangi sonuçları doğurduğu.

Çünkü merkezi sınavlarda adalet yalnızca soruların aynı olmasıyla sağlanmaz.

Adayların o sorulara hangi koşullarda eriştiği de ölçme sisteminin bir parçasıdır.

Sınavın başlama zamanı, sınav materyaline erişim, adayların salonlara giriş prosedürü, sınav sırasında uygulanan talimatlar ve salonlar arasındaki uygulama farklılıkları; bütün bunlar sınav güvenliğinin parçalarıdır.

Bu nedenle soru artık 'Sınav neden 30 dakika geç başladı' olmamalı.

Daha doğru soru şudur:

Sınavın başlangıç ve uygulama koşulları bütün adaylar bakımından gerçekten eşit miydi?

ÖSYM’nin kullandığı ifade özellikle dikkat çekici

ÖSYM’nin açıklamasında 'kopya çekildiği' yönünde bir tespit bulunmuyor.

Kullanılan ifade, 'mevzuat hükümlerine aykırı sınav uygulamaları.'

Bu ayrımı korumak zorundayız.

Çünkü bir adaya kopya çektiğini veya sınav sorularını dışarıya aktardığını söylemek için somut delil gerekir.

Mevzuata aykırı bir sınav uygulamasının tespit edilmiş olması ise bundan farklı bir durumdur.

Dolayısıyla iki uç yaklaşım da doğru değil.

Bir tarafta, henüz kanıtlanmamış fiiller üzerinden adayları veya görevlileri suçlamak var.

Diğer tarafta ise 'Kopya tespit edilmediğine göre sorun yok' demek.

İkisi de meseleyi yanlış yere taşır.

Sınav güvenliği yalnızca fiilen kopya çekilip çekilmediğiyle ölçülmez.

Sınav prosedürünün güvenilirliği de başlı başına korunması gereken bir değerdir.

Bir güvenlik sisteminde açık bulunması ile o açıktan mutlaka yararlanılmış olması aynı şey değildir.

Fakat ilk durumun araştırılması için ikincisinin gerçekleşmesini beklemek de doğru değildir.

150 salonun 22’si neden önemli?

ÖSYM’nin açıkladığı rakamların üzerinde biraz durmak gerekiyor.

Osmanbey Kampüsü’nde 150 sınav salonu bulunuyor.

Mevzuata aykırı uygulama tespit edilen salon sayısı 22.

Bu, kampüsteki salonların yaklaşık yüzde 14,7’sine denk geliyor.

Dahası, söz konusu salonlarda toplam 392 aday bulunuyor.

Bu rakamlar, olayın tek bir salonda yaşanan münferit bir aksaklık olarak görülmesini güçleştiriyor.

Fakat burada da dikkatli olmak gerekiyor.

22 salonun tamamında aynı şeyin yaşandığını varsayamayız.

Tam tersine, yapılması gereken şey salon bazında ayrıntılı bir olay haritası çıkarmak.

Hangi salonda hangi uygulama yapıldı?

Hangi saatte yapıldı?

Kim tarafından yapıldı?

Hangi talimat doğrultusunda yapıldı?

Diğer salonlardan farklı olan neydi?

Bu soruların cevabı ortaya çıkmadan 22 salonu tek bir kategori altında değerlendirmek de doğru olmaz.

Asıl kilit nokta: Talimat zinciri

Dosyanın bence en önemli ve kamuoyunda en az konuşulan tarafı burası.

Bir sınav merkezinde olağanüstü bir durum ortaya çıktığında karar mekanizmasının nasıl çalıştığı, sınav güvenliği bakımından en az sınavın kendisi kadar önemlidir.

Bu nedenle şu soruların açık biçimde cevaplanması gerekiyor:

Kararı kim verdi?

Karar tam olarak saat kaçta verildi?

Karar yazılı olarak mı alındı?

Hangi görevlilere iletildi?

Talimat bütün sınav binalarına aynı anda mı ulaştı?

Salon başkanlarına hangi talimat verildi?

Talimatın uygulandığı saatler kayıt altına alındı mı?

22 salondaki uygulamaların birbirinden farklı olup olmadığı incelendi mi?

Bunlar bürokratik ayrıntılar değil.

Tam tersine, sınav güvenliğinin denetlenebilirliğini belirleyen unsurlar.

Bir kamu kurumunun verdiği kararın meşruiyeti kadar, o kararın hangi yetki zinciri içerisinde alındığının izlenebilir olması da önemlidir.

Kamera kayıtları yalnızca 'kopya çekme var mı' diye izlenmemeli

Harran’daki olayın aydınlatılmasında kamera kayıtları son derece önemli olabilir.

Fakat görüntülerin yalnızca "Bir aday kopya çekti mi" sorusuna cevap vermesi beklenmemeli.

Daha kapsamlı bir zaman çizelgesi oluşturulmalı.

Sınav binasına girişler…

Salonların açılması…

Sınav materyallerinin dağıtılması…

Sınavın başlatılması…

Merkezden gelen talimatlar…

Salonlardaki uygulamalar…

Adayların bina içindeki hareketleri…

Sınavın bitişi…

Bütün bu aşamalar saat saat eşleştirilebilir.

Kamera kayıtları, salon başkanı tutanakları, bina sınav sorumlusu raporları, ÖSYM İl Koordinatörlüğünün yazışmaları ve varsa elektronik kayıtlar aynı zaman çizelgesinde karşılaştırılabilir.

Böyle bir inceleme yapıldığında, söylenti ile olgu arasındaki sınır da belirginleşir.

Çünkü sınav tartışmalarında en tehlikeli şey kanıt eksikliği kadar kanıt yerine varsayım konulmasıdır.

392 adayın yeniden sınava alınması başka bir soruyu doğuruyor

ÖSYM’nin eşdeğer sınav kararı, mevzuata aykırı uygulamalardan etkilendiği tespit edilen adayların durumunu gidermeye yönelik.

Ancak burada ölçme-değerlendirme açısından ayrıca cevaplanması gereken bir konu bulunuyor.

Bu 392 adayın yeni sınav sonuçları, aynı KPSS oturumuna giren diğer adaylarla hangi yöntemle karşılaştırılacak?

'Eşdeğer sınav' ifadesi yalnızca sınavın aynı formatta hazırlanması anlamına gelmemeli.

Soruların güçlük düzeyi, kapsamı, ölçme özellikleri ve puanlama yöntemi bakımından mevcut sınavla nasıl ilişkilendirileceği önem taşıyor.

Çünkü yeniden sınava girmek, matematiksel olarak mevcut sınavın tekrarından ibaret değildir.

Farklı bir soru seti farklı bir ölçme sonucu doğurabilir.

Bu nedenle kamuoyunun bilmesi gereken yalnızca '392 aday yeniden sınava girecek' bilgisi değil.

Bu sınavın eşdeğerliği hangi bilimsel ölçütlerle sağlanacak?

Bu sorunun cevabı, sınavın hukuki boyutu kadar önemlidir.

Peki diğer adaylar?

Dosyanın belki de en hassas noktası burada.

ÖSYM’nin açıkladığı verilere göre 2026-KPSS Lisans Genel Yetenek-Genel Kültür oturumuna Türkiye genelinde 1 milyon 708 bin 329 aday katıldı.

Harran Üniversitesi Osmanbey Kampüsü’nde ise 392 adayın sınav uygulamalarının mevzuata aykırı olduğu tespit edildi.

Bu durumda doğal olarak iki ayrı aday grubunun durumu ortaya çıkıyor.

Bir tarafta uygulamalardan etkilendiği tespit edilen 392 aday var.

Diğer tarafta sınavları aynı merkezi puanlama sistemi içerisinde değerlendirilecek yüz binlerce aday.

Dolayısıyla eşdeğer sınav kararının nasıl uygulanacağı yalnızca 392 aday açısından değil, sınavın bütünlüğü açısından açıklanmalı.

Bu, yeniden sınava girecek adaylara karşı bir itiraz değildir.

Tam tersine, onların hakkının korunması için de gereklidir.

Çünkü sınav adaleti bir grubun hakkını korurken başka bir grubun hakkını görünmez hale getirmemelidir.

Harran Üniversitesi burada hedef tahtasına konulmamalı

Bir başka yanlış anlaşılmanın da önüne geçmek gerekiyor.

Olayın Harran Üniversitesi kampüsünde yaşanmış olması, üniversitenin sınavın sahibi veya karar mercii olduğu anlamına gelmez.

KPSS, ÖSYM tarafından gerçekleştirilen merkezi bir sınavdır.

Üniversite burada sınav mekânlarından biridir.

Bu nedenle tartışmayı 'Harran Üniversitesi’nde ne oldu' sorusuna hapsetmek eksik olur.

Daha doğru soru şudur:

ÖSYM’nin sınav güvenliği protokolü, olağanüstü bir ulaşım problemi karşısında nasıl işletildi?

Çünkü aynı sorun yarın başka bir sınav merkezinde, başka bir üniversitede veya başka bir şehirde yaşanabilir.

Bu yönüyle Harran dosyası yalnızca yerel bir olay değildir.

Aynı zamanda merkezi sınav sisteminin olağanüstü koşullar karşısındaki dayanıklılığını gösteren bir vaka niteliğindedir.

Asıl sınav, sistemin istisnayı nasıl yönettiğinde

Sınav sistemleri normal şartlar için hazırlanır.

Fakat bir sistemin gerçek kalitesi, normal şartlar bozulduğunda ortaya çıkar.

Trafik kazası olabilir.

Deprem olabilir.

Sel olabilir.

Yol kapanabilir.

Güvenlik tehdidi ortaya çıkabilir.

Böyle durumlarda sınav otoritesinin adayların mağduriyetini önlemek için müdahale etmesi gerekir.

Ancak her müdahale yeni bir risk de yaratabilir.

İstisnai bir tedbir, başka bir eşitsizlik doğuruyor mu?

Harran olayının Türkiye açısından asıl öğretici tarafı burada.

ÖSYM’nin aday mağduriyetini önlemek amacıyla aldığı kararın uygulama aşamasında sınav güvenliği açısından yeni sorunlar doğup doğmadığı, somut veriler üzerinden ortaya konulmalı.

Artık sorulması gereken sorular belli

Tartışmayı "sınav iptal edilsin mi, edilmesin mi" ikiliğine sıkıştırmak kolay.

Fakat mesele bundan daha teknik ve daha ciddi.

Şu soruların cevapları kamuoyuyla paylaşılmalı:

22 salonda tam olarak hangi mevzuat hükümlerine aykırı uygulamalar yapıldı?

Her salonda aynı uygulama mı gerçekleştirildi?

392 adayın tamamı aynı tür uygulamadan mı etkilendi?

Uygulama hangi saatte başladı ve hangi saatte sona erdi?

Kararı kim verdi?

Kararın dayandığı mevzuat hükmü neydi?

Talimat nasıl ve hangi kanaldan iletildi?

Sınav materyalinin güvenliği bu süreçte nasıl korundu?

Kamera kayıtları incelendi mi?

Salon başkanlarının tutanaklarıyla kamera kayıtları karşılaştırıldı mı?

Eşdeğer sınavın mevcut KPSS sonuçlarıyla istatistiksel olarak nasıl eşleştirileceği belirlendi mi?

En önemlisi de:

Mevzuata aykırılığın kaynağı yalnızca sahadaki uygulama mıydı, yoksa karar ve koordinasyon sürecinde de incelenmesi gereken bir aksaklık var mıydı?

Bunlar cevaplanırsa, tartışma söylentilerden kurtulur ve denetlenebilir bir zemine oturur.

Çünkü mesele yalnızca bir KPSS sınavı değildir.

KPSS’ye giren adayların önemli bir bölümü için bu sınav, hayatlarının belirli bir dönemini belirleyen kritik bir eşik.

Aylarca hazırlanan, maddi ve manevi kaynaklarını bu sınava yatıran insanların devletten beklediği şey aslında çok basit:

Aynı kuralların herkese aynı biçimde uygulanması.

Devlet ile aday arasındaki görünmez sözleşme tam olarak budur.

Aday kurala uyacak.

Devlet de kuralı eşit, öngörülebilir ve denetlenebilir biçimde uygulayacak.

Bu sözleşmenin zedelendiği yerde mesele yalnızca birkaç puan değildir.

Kamu kurumlarına duyulan güven de işin içine girer.

Bu nedenle Harran Üniversitesi Osmanbey Kampüsü’ndeki KPSS olayı ne büyütülerek kanıtsız suçlamalara dönüştürülmeli ne de “392 aday yeniden sınava girecek, mesele kapandı” denilerek geçiştirilmelidir.

ÖSYM’nin kendi açıklaması, araştırılması gereken somut bir mevzuata aykırılık bulunduğunu zaten ortaya koyuyor.

Şimdi yapılması gereken şey çok daha basit:

Kayıtlar incelenmeli.

Zaman çizelgesi çıkarılmalı.

Talimat zinciri ortaya konulmalı.

22 salonun her biri ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

Mevzuata aykırılığın tam olarak ne olduğu açıklanmalıdır.

392 aday için yapılacak eşdeğer sınavın mevcut KPSS sonuçlarıyla nasıl karşılaştırılacağı bilimsel ve hukuki ölçütleriyle kamuoyuna anlatılmalıdır.

Çünkü bir sınavın güvenilirliği, yalnızca soruların gizli tutulmasıyla sağlanmaz.

Kuralların herkes için aynı olduğuna dair güvenle sağlanır.

Harran’da yaşananların gerçek anlamı da burada yatıyor.

Ortada artık araştırılması gereken somut bir idari olay var.

Şimdi yapılması gereken, olayın etrafındaki gürültüyü değil; olayın kendisini bütün kayıtlarıyla ortaya çıkarmak.

Çünkü KPSS’de ölçülen yalnızca adayların bilgisi değildir.

Sistemin adaleti de sınavdadır.

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar