Cumhuriyet Halk Partisi’nde yaşanan mesele artık klasik bir parti içi kavga olmaktan çıktı. Ortada çok daha ağır bir tablo var: yönünü kaybetmiş bir muhalefetin, kendi kurduğu siyasi illüzyonun altında kalışı…
Bugün herkes mahkeme kararlarını konuşuyor. Mutlak butlan deniyor, kayyum ihtimali tartışılıyor, Kemal Kılıçdaroğlu’nun geri dönüş senaryoları masaya yatırılıyor. Fakat olayın özü hukuk değil. Hukuk burada sadece sonuçtur. Sebep ise CHP yönetiminin yıllardır büyüttüğü siyasal ciddiyetsizliktir.
Çünkü bir siyasi hareket önce kendi meşruiyetini korur. Kendi zeminini sağlamlaştırır. Kendi evinin kolonlarını ayakta tutar. CHP yönetimi ise aylar boyunca binanın çatısına pankart asıp demokrasi sloganı attı ama aşağıda temel çatlıyordu.
Şimdi o çatlak duvarı yıktı.
Özgür Özel’in siyaseti başından beri fazla sosyal medya siyaseti oldu. Çok ses vardı ama derinlik yoktu. Çok slogan vardı ama strateji yoktu. Sert konuşmalar, meydan retoriği, kameraya oynayan çıkışlar… Fakat devlet dediğiniz mekanizma Twitter alkışıyla çalışmaz. Devlet, boşluk gördüğü yere girer.
CHP işte o boşluğu kendi eliyle üretti.
2023 kurultayından sonra ortaya atılan şaibe iddiaları küçümsendi. Delegeler üzerindeki baskı söylentileri ciddiye alınmadı. Mutlak butlan davası sanki birkaç muhalifin homurdanmasıymış gibi davranıldı. Oysa siyaset bazen rakibin ne söylediğinden çok, sizin neyi ihmal ettiğinizle ilgilenir.
CHP yönetimi meseleyi hukuk üzerinden sağlamlaştırmak yerine propaganda üzerinden bastırmaya çalıştı. “Darbe”, “vesayet”, “saray operasyonu” gibi sloganlar üretildi. Fakat slogan gerçekliği değiştirmedi.
Çünkü gerçek şu.
Bir partinin kendi kurultayı bile tartışmalı hale gelmişse, orada artık siyasi otorite zayıflamış demektir.
Ve otorite boşluk kaldırmaz.
Machiavelli bunu yüzyıllar önce yazmıştı. Güç zayıfladığı an başka bir güç merkezi doğar. CHP’de olan tam olarak budur. Parti yönetimi kendi kurumsal ağırlığını üretmeyince, süreç doğal olarak yargının ve devlet mekanizmasının alanına taşındı.
Şimdi dönüp bakınca insan şunu görüyor.
Özgür Özel yönetimi aslında CHP’yi büyütmedi; yalnızca daha yüksek sesle konuşturdu.
Ama yüksek ses başka şeydir, ağırlık ise başka şey…
Siyasette bazen en tehlikeli şey, alkışı güç zannetmektir. CHP tam olarak bu hataya düştü. Özellikle belediye seçimlerinden sonra oluşan psikolojik rüzgar, parti yönetiminde garip bir dokunulmazlık hissi oluşturdu. Sanki toplum desteği sonsuza kadar devam edecekmiş gibi davranıldı. Oysa siyasette kibir, düşüşün habercisidir.
Ekrem İmamoğlu merkezli kurulan denklem de bu yüzden çöktü.
Bir partinin bütün geleceğini tek bir figür üzerine inşa etmesi zaten başlı başına stratejik bir zaaf göstergesidir. Sonra o isim hukuki abluka altına girince, bütün yapı panik üretmeye başladı. Çünkü ortada kurumsal refleks yoktu. Her şey kişilere bağlanmıştı.
Roma’nın çöküşü de biraz böyleydi aslında…
Cumhuriyet zayıflarken kurumlar geri çekildi, şahıslar büyüdü. Sonra sistem kendi ağırlığını taşıyamadı. CHP’de bugün yaşanan görüntü de buna benziyor. Parti fikrinin yerini kişiler aldı. Kurumsallığın yerini PR çalışmaları aldı. Siyasetin yerini duygu yönetimi aldı.
Ve duygu siyaseti, gerçek kriz anlarında çöker.
Bugün vatandaşın gözünde oluşan tablo çok net.
Ekonomik kriz var, geçim sıkıntısı var, toplumsal gerilim büyüyor… Muhalefetin ana partisinin gündemi ne?
Kendi kurultayının meşruiyeti.
İnsanlar iktidar alternatifi görmek istiyor ama karşılarında sürekli birbirini yiyen bir yapı buluyor. Her gün başka bir klik kavgası, başka bir iç hesaplaşma, başka bir medya operasyonu…
Sonra dönüp halka “Türkiye’yi biz yöneteceğiz” diyorlar.
Toplum buna ikna olmuyor artık.
Çünkü halk bazen projeye değil, görüntüye bakar ve CHP bugün güven veren bir görüntü vermiyor. Dağınık görünüyor, telaşlı görünüyor en önemlisi de kontrolü kaybetmiş görünüyor.
Daha kötüsü şu.
Kendi gölgesinden korkan bir parti görüntüsü veriyor.
İşin ironik tarafı ise şu oldu…
Yıllarca Kemal Kılıçdaroğlu’nu “pasif liderlik”, “seçim kaybetme psikolojisi” ve “kontrolsüz yapı” üzerinden eleştiren ekip, bugün CHP’yi daha büyük bir yönetim krizinin içine soktu. En azından eski dönemde parti içinde merkezi bir ağırlık vardı. Şimdi ise herkes başka bir merkeze çalışıyor.
CHP artık siyasi parti gibi değil, geçici çıkar ortaklığına dönüşmüş hizipler federasyonu gibi davranıyor.
Ve siyaset bunu asla affetmez.
Çünkü devlet yönetimine talip olan yapı önce kendi iç disiplinini kurmak zorundadır. Kendi kurultayını tartışmalı hale getiren bir organizasyonun ülke yönetimi konusunda topluma güven vermesi kolay değildir.
Bugün yaşanan kriz aslında yalnızca CHP’nin değil, Türkiye’deki muhalefet aklının krizidir.
Büyük laflar var.
Büyük sloganlar var.
Ama büyük strateji yok.
“Demokrasi” diyorlar, parti içi demokrasi tartışmalı.
“Hukuk” diyorlar, kendi kurultaylarının hukuki zemini delinmiş durumda.
“Kurumsallık” diyorlar, bütün yapı birkaç popüler ismin etrafında dönüyor.
Sonra mahkeme devreye girince herkes şaşırıyor.
Hayır…
Asıl şaşırılması gereken şey, bu kadar kırılgan bir yapının kendisini hâlâ iktidar alternatifi sanabilmesi.
Ve galiba CHP’nin en büyük problemi de tam burada başlıyor.
Kendi hikâyesine kendisinden fazla inanması…

























Yorum Yazın